Toprak Koruma

Toprak
hava ve su gibi, canlıların yaşaması için vazgeçilmez unsurlardan bir diğeri de topraktır. Toprak, bitki örtüsünün beslendiği kaynakların ana deposudur. Yeryüzünün, üzerinde bitkiler yetişen ve kayaların, taşların parçalanması ve bozunmasıyla meydana gelen en üst tabakası. Bütün canlılar doğrudan doğruya veya dolaylı yoldan yaşamaları için toprağa bağlıdır. Kayalık, çöl ve buzul olan yerlerde toprak ve bitkiye pek rastlanmaz.

İnsanoğlunu toprak besler. Özellikleri bilinerek işletilirse yenilenebilen ve ıslah edilebilen bir kaynak haline gelir. Gerekli ziraat kaidelerine uyulmadan kullanılırsa verimliliği düşer ve hatta bütünüyle ortadan kalkabilir. Yeniden teşekkülü mümkün olmayabilir. Toprak gerektiği gibi korunursa sürekli olarak en yüksek bir düzeyde ürün verebilir.

















Toprak canlılığını üzerinde ve içinde yaşayan canlılar, bilhassa mikroorganizmalar, mantar, nematod, solucan ve küçük memeliler sayesinde korur. Bu canlılar azot çevriminde temel adımlardan birisini temin ederler. Solucanlar, köstebekler, fareler ve benzerleri zemin içinde açtıkları tünel ve boşluklarla toprağın havalanmasını ve yağış sularının emilmesini temin ederler. Toprakta tetanos gibi öldürücü hastalıklara sebep olan mikroorganizmalar bulunduğu gibi, birçok hastalığın tedavisinde kullanılan penisilin ve streptomisin gibi küfler de bulunur. Ormanken yanarak veya tarlayken sap yakılarak canlılığını kaybeden toprak ziraate elverişsiz hale gelir; başka bir deyişle küser; yağış sularıyla birlikte taşınarak kaybolur; erozyon meydana gelir. Küsmüş toprağın sun’î gübre kullanılarak ilk verimliliğinin kazandırılması mümkün değildir. Canlılığı kaybolmamış toprak için de en uygun ve iktisadî gübre tabiî olarak hayvan dışkıları ve idrarıdır. Sun’î gübre hem daha pahalıdır ve hem de çözünürlükleri yüksek olduğundan yağış sularıyla kolayca uzaklaştırılarak tesirleri azalır.

Toprakların özelliklerine göre işlenmesi ve uygun olan bitkinin ekilmesi verimi arttırır ve toprağı geliştirir.

Toprağın özellikleri bölgeden bölgeye değişiklik gösterir.
Ziraî maksatlarla yapılan toprak deneyleriyle, toprağın kabaca kirece mi, gübreye mi ihtiyacı olduğu tespit edilir.

Toprak suyunun kaynağı yağışlar veya yağışların beslediği yeraltı sularıdır. Toprağın suyu toprak minerallerinin kristal suyu dışında adsorbe, kılcal ve serbest olarak bulunur. Bunlardan yalnız serbest su ve kılcal suyun bir bölümü bitkiler tarafından alınabilir. Bitkilerin aldığı suyun büyük bir bölümü terleme yoluyla kaybolur. Toprak içinden kılcal yolla yüzeye çıkan su da buharlaşarak gider. Bunu önlemek için toprak yüzeyi kuru, gevşek ve nispeten iri taneli toprakla veya bitki yaprak ve dallarıyla örtülür. Ayrıca gerekirse sun’î sulama yapılır. Zemin suyunun fazla olması ve boşlukları doldurması halindeyse boşluklara hava giremez; toprağın oksijeni azalır. Bu takdirde de kurutma yapılması gerekir. Sulama, kurutma ve gübreleme ihtiyacı toprak suyuna ve bitki türüne bağlı olarak belirlenir.

Toprak taneleri inceldikçe ve sıkıştıkça hava muhtevası azalır. Toprak havalandırılmazsa biyolojik aktivite neticesinde teşekkül eden karbondioksit artar. Havalandırmak ve boşluk miktarını arttırmak için toprak
sürülür veya çapalanır. Kumlu topraklar fazla gevşek ve boşluklu olduklarından sıkıştırılmaları gerekebilir.
Killi toprakların ise sık sık sürülerek havalandırılması lazımdır.

Toprağın yetiştirilecek bitkiye göre işlenmesi gerekir. İşleme yoluyla zararlı bitkiler ortadan kaldırılmış, toprak gereği gibi havalandırılmış, tanelenmiş veya sıkıştırılmış olur.

Pullukla sürülerek killi topraklar havalandırılır. Diskaro ile büyük topaklar parçalanarak daha gevşek, yerleşebilen küçük topakçıklar meydana getirilebilir. Kumlu zeminlerse diskaro ile daha sıkı yerleşebilir hale gelirler. Plastik (killi) topraklar ıslakken pullukla sürülürlerse daha sıkı yerleşir. Bunun için killi toprakların
kuru veya az nemliyken sürülmesi uygun olur. Sürme neticesinde ölen zararlı yabancı bitkilerin artıkları
toprağın besleyici gücünü arttırırlar. Aynı zamanda toprağın rutûbetini muhafaza edebilecek bir örtü tabakası meydana getirirler.

Toprağın verimliliğine içindeki bakteriler, mantarlar, aktinomisetler, yosunlar (alg) ve protozoalar önemli derecede tesir ederler. Canlı miktarı katî bir ölçü olmamakla birlikte mikroorganizma muhtevası fazla olan toprakların umûmiyetle daha verimli olduğu bilinmektedir. Mikroorganizmalar toprağı geliştirmek için ilave
edilen yeşil gübre (toprak besleyici bitkilerin artıkları), hayvan gübresi ve bitki artıklarını parçalarlar. Bu maddelerin içindeki karbonhidratlar, bakteriler, mantarlar (küfler) ve aktinomisetlerin gıdası durumundadır. Bunlar ise büyümek için toprakta nitrat ve amonyak içindeki azotu kullanır. Böyle bir durumda bitkiler için gerekli azotun bir kısmı, mikroorganizma tarafından harcandığından azot harcayan türün az olması uygundur.
Nitratlar çözünürlükleri sebebiyle topraktan yağış sularıyla uzaklaşır. Bunun için kompost (hayvan gübresi,
bitki artığı ve kireçtaşı karışımı) ve sun’î nitrat, fosfat ve sülfatlı gübrelerle toprağın desteklenmesi verime müspet yönde tesir eder

Toprağın verimliliği bulunduğu iklim şartları ve belirli işletme altında bir bitkiyi veya zaman içinde ardarda bir seri bitkiyi yetiştirebilme kabiliyetidir. Toprağın işletilmesi sürülerek işlenmesi, ekin, hasat ve mahsulün elde edilmesi için toprağa gübre gibi kimyevî maddelerin katılmasından meydana gelir. Toprak, iyi sürülür, birbiri ardınca uygun bitkiler yetiştirilir ve gübrelenirse verim yükselir ve toprak giderek gelişir. Mesela mısır, yulaf, yonca ile birlikte münavebeli olarak ekilip, uygun işleme ve gübreleme yapıldığında verimliliğin zamanla arttığı görülmüştür.

Toprağın erozyonu rüzgar veya suyla taşınıp götürülmesidir. Toprağın bulunduğu arazinin meyline, bitki örtüsüne, işlenme şekline, yağış ve rüzgara bağlı olarak ziraata uygun topraklar bulundukları yerden başka yerlere, mesela denizlere, taşınırlar. Türkiye’de her yıl bir Kıbrıs Adası büyüklüğündeki toprağın erozyonla kaybolduğu söylenir. Orman ve diğer bitki örtüsü erozyonu azaltır. Akışa geçen yağış suları toprakta önce
ince derecikler açarlar. Daha ileri erozyon safhalarında bu derecikler genişler ve toprak azalır. Sürüldüğü
zaman ortadan kalkan derecikler yağışlarla yeniden teşekkül eder. Toprağın çok geçirimli olması halindeyse derecikler teşekkül etmez, erozyon gözle görülmeden ilerler.

Arazi şekli ve iklimin durumu gözönünde bulundurularak erozyondan korunma ve erozyonu azaltmak için
uygun tedbirler tespit edilebilmektedir. Bazı bölgelerin ormanlık, bazılarının çayırlık olarak bırakılması halinde üzerinde ziraat yapılabilecek arazinin toprak tabakası muhafaza edilebilmektedir. Ayrıca sürme istikametinin arazi meyline dik istikamette seçilmesi ve taraçalama da çok önemlidir. Toprağın yağış ve rüzgarla
taşınmaması için ormanların yangına karşı korunması, hatta arttırılması ve hasattan sonra tarlanın
yakılmaması gerekir.

Sürme sırasında gevşetilen toprak kalınlığı da bitkiye yetecek kadar olmalı, fazla derin olmamalıdır. Yağış sularını boşaltan hendeklerin yeterince geniş ve içlerinin çimen örtülü olması, boşaltılan suyun akış hızını
azaltıcı tedbirler, suyun seviye kaybettiği yerlerde oyulmaya mani olacak tahkimatın yapılması halinde erozyonun büyük ölçüde önü alınmış olur.

Rüzgar erozyonunun önlenmesi için toprak bitki örtüsünün korunması ve sürme sırasında sapların da toprak içinde bırakılarak onu takviye etmesi faydalı olmaktadır. Toprak sathının pürüzlendirilmesi, rüzgara dayanıklı büyük toprakların teşekkülünün temini yoluyla taşınma yavaşlatılmış, çökelme arttırılmış olmaktadır.
Rüzgar kırıcı her çeşit mania, sürüklenmekte olan toprak zerrelerinin tutulmasını temin eder, dağılmasını önler

































   
 
  Ürün Kataloğumuzu ve kataloğumuzu görüntüleyebilmeniz için gerekli olan
Adobe Reader programını sitemizden
indirebilirsiniz...
 
   
         
  İstiklal Cad. Kıztaşı Mevkii 14.km
Kestel / BURSA / TÜRKİYE
Tel : +90 224 372 06 93
Fax: +90 224 372 06 94
www.akaybotanik.com
e-mail: info@akaybotanik.com
Copyright 2009
Designed by BURSA AJANS